Suggestions
Engin Bicer
Products, technology, operations, customer experience improvement
Engin Bicer is a seasoned professional with a diverse background in infrastructure virtualization, business model transformation, platform deployment, cloud-based new services development, operational performance improvement, data-driven marketing and sales, and 5G strategy implementation. He holds a BSc in Applied Mathematics from Universite Paris-Sud 11, an Executive MBA in Finance and Strategy from London Business School, and an MSc in Telecoms Engineering from Institut National des Telecommunications. Engin has held key roles in various organizations, including as an Independent Consultant at Bicer&Co, Director Cloud/ICT Services and Partnerships at Ooredoo Group, Principal consultant at Huawei, Senior Consultant at BT Telconsult, Credit Analyst at Alpstar, Marketing and Business Development Director at Infocell, and others.
Highlights
Fransızca bir deyim var: "plus ça change, moins ça change", yani "her şey değiştikçe, hiç bir şey değişmiyor", hepsi göz boyama, istikamet yerinde sayma.
Hayırlı uğurlu olsun, Cumhuriyet tarihinde ilk defa milli gelir 1 trilyon doları aştı, kişi başı milli gelir ayda 35 bin lira, yani 5 kişilik bir aileye ayda 175 bin lira. Bu kadar kazanmıyorsanız, aradaki fark birilere bağışladığınız miktar.
60 milyon çalışabilir yaşta vatandaşın yarısı çalışıyor (30 milyon), çalışanların yarısı (15 milyon) asgari ücretli (not: eskiden bunlara "sömürülen proleter" denirdi, şimdi "çalışan fakir" deniyor), diğer yarısı (15 milyon) asgari ücretin 2 veya 3 mislisine çalışıp kendilerini ayrıcalıklı sayıyor. Toplumbilimcilerin "küçük burjuva" dediği bu kitle ikiye ayrılır:
- çağdaş kültürlü küçük burjuva: türkü dinleyenlerle karıştırılmamak için caz veya ilahiler dinlerler.
- iktisadi küçük burjuva: sanat damarı kopmuş, para damarı baskın tipler. Böylece resmi kültür ve para toplumda dayanışmaya engel bölücü unsurlar.
Piramidin ucunda "bu milletin AMK'yacağız" diyen firavunlar var: çalışan fakir ve küçük burjuva bilinçli bilinçsiz bu büyük burjuva kişilerle işbirliği içinde, piramidin ucundan milli gelirin stratosfere buharlaşmasını sağlıyorlar.
Neticede zemin kurak: 13 milyon emeklinin 2 milyonu mecburiyetten çalışan emekli, düşük maaşlardan ekonominin çarkları dönmüyor (dönerse kayıt dışı yeraltı ekonominin sayesinde), kayıtlı istihdama katılım düşük (tembellikten değil, değmiyor), yeni işyeri açmak zorlaşıyor, tekel oluşturan büyük firmalar ancak piyasada tutunuyor.
Küçük burjuvalar genelde büyük burjuvaların tarafını tutar. Sürekli yukarıya bakmak yerine ara sıra aşağıya baktıklarında çalışan fakirlerle "tarihi birlik" oluştururlarsa ancak düzen değişir, buharlaşma durur, zemin yeşerir.
Örnek: çalışmayan ev hanımlarına maaş ve emeklilik ödenmesine en çok küçük burjuvalar itiraz etti, halbuki devlet onlara çocuklarına bakacak kadar para verse mecburiyetten çalışanlar piyasadan çıkacak, işsizler iş bulacak, işsizlik 0%'a yaklaştıkça çalışanların maaş müzakerelerinde eli güçlenecek, maaşlar arttıkça devletin vergi gelirleri artacak, emekli maaşlarını artırmaya yetecek. Ama (hepsi büyük burjuvalara ait) medya'nın kamuoyu oluşturmasıyla, küçük burjuvalar devletin büyük burjuvaları kayırmasına itiraz etmez (piramidi yukarıdan besleme), sadece en alttakileri kayırmasına itiraz eder (piramidi alttan besleme), böylece kendi oturduğu dalı da keserler. İdeolojik saplantı sadece, "para yok" bahanesi safsata, çünkü bu ülke tarihinde hiç bu kadar zengin olmadı, milli geliri ilk defa 1 trilyon doları aştı.
İşte böyle, cömertlik ilahiyse, tasarruf paketi şeytani. Antik çağdan beri bilinen bir gerçek: "Para tezek gibi, bir yerde birikirse pis kokar ama yayılırsa zemine bereket verir". İyi ki kayıt dışı ekonomi var, hükûmetin engelleyici çabalarına rağmen tabana biraz bereket yayan.
Pierre ve Marie Curie'ye komşu oldu Anadolu çocukları Misak ve Meline. Naaşları Pantheon'a kaldırıldı, ruhları şad olsun.
Ne hikmetse Fransa ancak 1922'den itibaren muhacir kabul etmeye başladı. Yani iş işten geçtikten sonra. Adıyamanlı Misak Gaziantep ve Suriye üzerinden Marsilya'ya ayak bastı, tersanelerde çalıştı. O zamanlar Dünya'nın her yerinde işçiler örgütlüydü o da komünist partisine üye oldu. Jack London, Ernest Emingway, John Steinbeck, Charlie Chaplin hepsi solcuydu. Great Gatsby'yi seyrettiyseniz, varlıklılar ve yoksullar, orta kesim bugün gibi erimişti. Böyle bir kahrolası dünyayı ancak ateş ıslah edebilirdi: 1. Dünya savaşı milli vatanperverliğin evrensel kardeşlikten daha güçlü olabildiğini ispatladı.
Sonrasında Almanlar yok oluşun eşiğine gelmişlerdi: her gün yüzlerce açlıktan ölenler, bedenini satmaya mecbur on binlerce kadın, bedeni kadar ruhu parçalanmış gaziler, "dejenere sanatçılar" denilen Otto Dix gibilerin eserlerine yansımıştı. Darwin'den beri revaçta ırk kavramı üzerine siyaset başladı, tek gayesi ırkın ebedi sürdürülebilirliği olan halk hareketi Alman milletini seferber etti, muhalefet tasfiye edildi. Fransa'da komünist parti iktidardı, Alman işgaliyle Mareşal Petain iktidar oldu, "Zahmet, Aile, Vatan" düsturuna Fransızların büyük çoğunluğu "Paşam çok yaşa" dedi, Almanlara da "çok efendiler, şikâyetimiz yok" dedi.
Doğu cephede 1943'den itibaren Ruslar zaferden zafere koşmaya başlayınca Ingiliz ve Amerikan uçakları Fransız ve Alman şehirlerini bombaladı, tahribat Hiroşima'nın birkaç katı. Tek gaye: komünizmi durdurmak.
Elbette bir Anadolu Çocuğu "insanı yaşat ki devlet yaşasın" diyecekti. Dışlanan 22 gurbetçiyle (Polonyalı, İtalyan...) PKK tarzı bir terör örgütü kurdu. Bir kaç hain saldırıdan sonra Fransız polisi tarafından yakalandı, suçlarını itiraf etti, yargılandı, kurşuna dizildi (o zamanlar idam yasaldı).
Ne hikmetse Amerika ve İngiltere Yahudi muhacirleri kabul etmedi, 1948'den sonra hâlâ hayatta olanları Orta Doğu'ya yönlendirdi. Yani iş işten geçtikten sonra.
Uzun süre olay yadırganmadı: herkes üzerine düşeni yapmıştı, Nuremberg mahkemesine çıkarılanların hepsi "suçsuzum" dedi, 500 kişinin idamıyla mevzu kapandı, ta ki Israil-Arap çatışmaları tarihi soğuk savaşa alet edene kadar. 1985'ten itibaren "asla unutma" kampanyası başladı, 1990 yasası inkârcılığa ceza getirdi, 1994-2000 arası sergiler düzenlendi "atalarınız neler yaptı utanmıyor musunuz" denildi.
Elbette Fransa'nın bu direnişçi Anadolu çocuklari Pantheon'a kaldırarak yüceltmesinden mutluyum. Ancak kavramsal ahenksizlikler var:
- en neoliberal iktidarın bir komüniste minnet gösterisi,
- bunun için komünizmin tehdit olmaktan çıkmasını beklemiş olması,
- Israil milliyetçiliği Gazze direnişini kırarken (herkes "suçsuzum, üzerime düşeni yaptım, her şey yasaldı" diyebilecek) böyle bir jestin yapılması.
Bir propaganda silsilesinde olmuş olsa da, hayırlı olsun, darısı başımıza. En azından şu soru soruldu: tikelcilik mi evrensellik mi?
